Yaklaşık iki senedir bu ziyareti gerçekleştirmeyi planlıyordum ama çeşitli problemler beni her seferinde durduruyordu. Ta ki en sonunda otobüse biletimi alıyorum!
Seyahat günü yaklaştıkça heyecanlanıyorum, oysa ki 15 yıllık stajım var. Gece olup otobüse bindiğimde karanlık beni sakinleştiriyor. Uzun bir süre karanlığa bakışlar attıktan sonra ufkun aydınlandığını görüyorum ve beklenen sabah geliyor. Büyük otobandan İstanbul’a giriyoruz. 107 numaralı peronda Tanju’nun yeşil montunu görüyorum, iniyorum ve… sanki evime gelmiş gibi hissediyorum. Her şey o kadar tanıdık ki. Almanya’0daki bir havaalanına inmeye benzemiyor mesela. Havaya tipik bir Balkan doğalığı ve sakinliği hakim. Öğleden sonra Bakırköy’de Reşat’ın stüdyosundayız. O ana kadar şehrin büyüklüğünden etkilenmiştim ancak kocaman ve soğuk Avrupa şehirlerdeki ezilmişlik duygusu yok.
Aynı o sakinlik duygusu bize terasta çay içerken de arkadaşlık ediyor. Çalışmaya başlamadan önce son hazırlıkları yapıyoruz. Her şey aynı Bulgaristan’daki gibi, ya da %95’i diyeyim. Kullandığımız boyalar, iğneler, makineler aynı. Reşat’ın stüdyosunda Intense boyalarından oldukça zengin seçenekler var. Ben de bunları kullanıyorum fakat bazı renkler bana farklı geldi. Mesela Paulini’nin limon sarısı rengini çok severim. Renkler içinde çok ufak farklar mevcut. Daha ağır makineleri sevdiğimden ev sahibinin koleksiyonunu karıştırıyorum ve sonunda bana uygun Lauro Paulini’nin Secret Heart modelini buluyorum. Kendi stüdyomda da bu serinin bir önceki modelini kullanıyorum. Ağır ve umut verici makine modeli. Kusursuz makine, kurulumu kolay, uzun süre ısınmadan ve ritmini bozmadan çalışabiliyor. Tank gibi, tam sevdiğim şekilde.
İlk yaptığım iş, güler yüzlü bir bayanın koluna çocuğunun portresini çalışmak oldu. Şu anda Bulgaristan’da çok yaygın olmayan bir fikir ama bana her zaman için olumlu gelmiştir. Bir film yıldızı ve ya rockstar’ın portresini yaptırmaktan çok daha iyi bir fikir. Aynı zamanda gelen insanların yaratıcılığıma güvenip benle çalışmaları da hoşuma gitti. Hiç kimse bana modellerle gelip canımı sıkmadı. Modelleri geliştirebiliyor, ana fikirden yola çıkabiliyor ve şekillendirebiliyordum. Sanatsal özgürlüğe sahiptim. Mesela herkesin beklediği anlamda olmayan bir tribal çalışma. İçinde mekanik detaylar kullanmayı önerdim, arkadaş kabul etti ve ortaya güzel ve farklı bir iş çıktı. Tabi ki en çok sevdiğim kendi tarzımın uzmanlığı olan heykel ve çatlamış taş çalışmaları oldu...mmm…bunlara bayılıyorum! Bu tarzda 7-8 yıl önce çalışmaya başladım ve bu bana özgü bir marka haline geldi. İşlerimi taştan yapılmış gibi işlemeyi seviyorum. Çatlamış olmalarının izleri sanki zaman onların üzerinde bir iz bırakmış fakat onları yıkamamış duygusu uyandırıyor bende. İlkel insanlar neyi nasıl yapacaklarını biliyorlardı ve güzel yaparlardı. Günümüzdeki uygarlık gibi değil. Neyse konudan uzaklaşmayalım. Sofya’da bazı müşteriler ofisteki bilgisayarında download edilmiş ve printer’dan çıkarılmış kötü bir dövme modeli ile geliyorlar stüdyoma. Bazen bu fotoğraflar çirkin ve zevksiz oluyor. Hatta orijinalleri kötü bir şekilde işlenmiş oluyor ve bundan dolayı insanları baştan ikna etmem gerekiyor ki doğru düzgün bir dövmeye sahip olmak istiyorlarsa bunun başta çizilmesi gerekiyor. İstanbul’da insanlar bana güveniyordu! Hem de beni tanımadıkları halde “Senin işlerini gördük ve sana güveniyoruz” diyorlardı. Bazen ana fikre bazen de bir fotoğrafa sahiptim, fakat bunun üstünde gelişme ve detaylarlı geliştirmek tamamen kendi becerim ve hayal gücüme bırakıyorlardı. İnsanlar bu konuda çok açık görüşlüydü. Stüdyodaki bazen paranoyaya varan hijyenik tavırlar da özellikle çok hoşuma gitti.Ha ha ha!!! Çok önemli bir konu ve göz ardı edilmesindense abartılmasında sakınca olmayan bir konu. Stüdyodaki atmosferi de çok beğendim. Küçük fakat kullanışlı, temiz ve düzenli. Oradaki dergileri inceledim, kendi ülkenizde bir dövme dergisine sahip olmanız çok güzel bir şey. Bulgaristan’da yok mesela, bir zamanlar ben çıkarmak için çabaladım fakat gerekli ilgi olmayınca bu olay sadece bilgisayarımda bir proje olarak kalmış oldu ne yazık ki. İstanbul’da başka meslektaşlarımla da buluşma imkanım oldu. Beraber çıkıyor olmaları muhabbet etmeleri ilgimi çekti. Galata köprüsünün altında oturduk ve balıkçıların oltalarını çekmelerini izledik, muhabbet ettik, dinlendik.
İşte günlerim böyle geçti. Her şey beynimde İstanbul’un güzel sokaklarından oluşan bir puzzle gibi duruyor. Yakında tekrar gelip bu sokaklarda dolaşmak istiyorum şimdiden... Görüşmek üzere!
P.S. beni sonsuz misafirperverlikleriyle karşılayan ve beraber çalıştığımız herkese kalbimin derinlerinden teşekkürlerimi sunmak isterim : Reşat, Dilek, Tanju, Tolga, Gonca, Bülent, Mehtap. Ayrıca uzun gecelerde denk geldiğim herkese Vaso, Levent, Hakan ve yaşlandığımdan ve ya klüplerdeki yüksek volüm yüzünden ismini hatırlayamadığım herkese.
Emil Saparevski
http://www.tattoobg.org/moko/
http://www.tattoobg.org/inkydragon/main.htm |
 |