 |
“Vücudunu kutsayıp kutsamamak modern dünyanın yaklaşım biçimleri ile elbette insanın kendi kararına bırakılmıştır.”
Olimpiyat ateşinin yandığı Pekin’de vücudu dövmelerle kaplı bir Çinliye muhabir soruyor; “Yeni dövmeleriniz Olimpiyatlarla mı ilgili?” Adamın vücudunda yeni yaptırdığı kastedilen dövmeden Olimpiyat halkaları haykırıyor olsa da soru böylesi bir andavallıkla çıkmıştır artık muhabir hanım efendinin. Çinli sporsever aslında dövmenin şiddeti azalttığına ve sporu vücudunda kutsadığına değiniyor ama ilgilenen kim? Asıl konu haber niteliği yüklenecek bir konu çıkarmak, ya da oraya taşımak. Derken, laf dönüp dolaşıp Yakuzalara geliyor. Ee mekan Uzakdoğu ya!.. Bizlerde ekranları başında izliyoruz bütün bu olup bitenleri, evet, yalnızca izliyoruz. Kaderimizse çekeriz diyerekten. Kimileri ise “yahu dövmenin suçla ilişkisi var demiştiydim size,” serzenişindedir aynı vakitlerde ve ne tesadüf aynı ekranın gerisinde…
Tattoo. Daha yaygın adı ile “dövme” bir sanat türü müdür? Yoksa evrimsel olarak çeşitli inançların simgeciliğinden sıyrılarak, yakın tarihte süslemeye dönüşmüş radikal estetizm midir? Adolf Loos “Süsleme ve Suç” başlıklı makalesinde, bu başlık paralelinde kültürün evrimini açıklamaya çalışırken, kullanıma dönük nesnelerin süslemeye dahil olması ya da arındırılması gibi açılımları insanın duyusal tarihinin değişimlerine dek götürür. Loos; “Çocuk ahlakdışıdır. Bize göre Papua’lı da öyle. Der. Papua’lı, düşmanlarını öldürür ve onları yer. Suçlu değildir. Fakat eğer çağdaş insan birini öldürür ve onu yerse ya suçlu ya da soysuzdur. Papua’lı kendi derisine, kayığına, küreklerine kısacası eline geçirebildiği her şeye dövme yapar. Suçlu değildir. Dövme yaptıran çağdaş insan ise ya suçludur ya da soysuz. İçindekilerin yüzde sekseninin dövmeli olduğu tutukevleri var. Tutuklanmamış dövmeliler ya gizli suçludur ya da soysuz aristokratlardır. Dövmeli birinin dışarıdayken ölmesi, bir cinayet işlemeden birkaç yıl önce öldüğü anlamına gelir.” Adolf Loos’un bu makale ile tartışmaya açtığı ve bu çabası ile de bir ‘buluş gerçekleştirdiğini’ iddia ettiği aristokrat düşünce aktarımı, bir bakıma onun süslemeye karşı ateşli düşmanlığını sergilemesine dönüşmektedir.Yukarda kısa bir paragrafını aktardığım bu yazı, çevrilerek bazı yayın organlarında da kullanıldı.Önemsendiğini biliyorum, fakat Sahiplenildi mi? |
|
Bilemiyorum. Ama eğer suçla dövme arasında yakınlaştırdığı travmatik bağı, 70’li yıllarda Amerika’da ortaya çıkarak bugün beş kıtaya yayılmış olan, dünyanın en tehlikeli çetelerinden kabul edilen “MS 13” ile ilişkilendirerek değerlendirdi ise ciddi bir yanlış anlama kuramsızlığını ortaya koymakta.
Çetenin Güney Amerika kökenli kurucu üyeleri, tarihsel köklerinden, kabile üyelerinin bağlı bulundukları aidiyetliği temsil eden bu semboller ve motiflerden uzayarak gelen bu kültürel süslemeciliği gerçekte o çetenin suç işleme yetkinliği ile ilişkilendiremeyiz. Her ne kadar adı geçen çete üyeleri her suçtan sonra dövme yaptırarak bir kutlamaya dönüştürüyor olsa da… Ancak Eski Roma’da, suçluları ve köleleri kolayca tanımak ve soylulardan ayırt etmek için dövme yapılırdı. Bunu hayvanlara vurulan sıcak damga ya da Nazi Almanya’sında işaretlenen Yahudi giysileri ile ilişkilendirebiliriz. Hatta Eski Roma’da ki bu sınıfsal işaretlemeye bir tepki olarak o dönem kullanılmış olan dövme motiflerine 19. yüzyıl İngiltere’sinde de rastlanılmaktadır. Buradan bakınca Loos’un üst kültür savunuculuğuna soyunmuş olan statükocu bakışı anlamını yitirmektedir.
OSMANLI’DA DÖVME
Mağara duvarlarına yapılan çizimleri, her ne çağdaş insanın çocuğunun duvarları boyamasıyla eş tutmuyor ve kadar çocukça bir değerlendirmeyle geçiştirmiyorsak, Mısır mumyalarında görülen dövmeleri de aynı yaklaşımla ele almak durumundayız. Vücudunu kutsayıp kutsamamak modern dünyanın yaklaşım biçimleri ile elbette insanın kendi kararına bırakılmıştır. Fakat yaptırılmaması üzerine her ay fetva veriliyor ve sırf dövmeleri olduğu için insanlar ölüyor ya da çeşitli ayrımcılığa tabi tutuluyorsa, Eski Roma kölelerine yapılma amacı ile günümüzde özgür iradesi ile yaptırana bakış arasında pek bir fark yok gibidir. Hatta geçenlerde bir arkadaşın anlattıkları eğer doğru ise Anadolu’nun bir kasabasında imam, dövmeleri olan ölünün cesedini yıkamamak için bir hayli direnmiş. Osmanlı’da denizciler ve Yeniçeriler arasında bir hayli yaygın olan dövme, Cezayir’li gemiciler aracılığı ile imparatorluk sınırlarından içeriye girmişti. Osmanlı denizcileri arasında yaygınlaşan dövme, topluluklarda yapılırken törenler düzenlenir, çeşitli model ve örneklere göre yapılan dövmelerin deriye işlenişi bazen aylar kimi zaman da birkaç yıl sürdüğü olmuştu. Ayrıca dövmeyi yapan kişi birtakım büyü ve dinsel kuralları yerine getirmek zorundaydı bu törenler esnasında. Saraydan hiçbir tepki görmeyen bu süslemecilik, 17. yüzyıldan itibaren Yeniçerilerin bağlı bulundukları “orta”yı simgelemek amacı ile yaptırılmaya başlanmış, Yeniçeri ocağının kapatılışına dek de sürmüştür.
HATIRLAMAK İÇİN YAPILAN MOTİFLER
Süslemede olsa suçla bir türlü ilişkilendirilemeyeceği için, her yere resim yapmaktan keyif alan birisi olarak dövmenin estetik yönünü sanatla bütünleştirdim.
Bu radikal estetiğin önem taşıyan, yani hemen her zaman dinsel, büyüsel, sağaltıcı, toplumsal ve cinsel rolleri belirleyici, bağlı bulunan topluluğu işaret edici özelliği ile Loos’un “süsleme ve suç” benzetmesindeki sapmayı düşündüm.
Kutsanmış bedenlerin çokluğuna rağmen kendi bedenime kazıdığım “tribal” motifleri sonra Anadolu kadınının kültürel bir miras gibi taşıdığı ve her bir işaretin, sembolün derin izlerini ve o kavruk yüzler aramızdan göçüp gittiğinde o mirasın yok edileceği hoyrat iklimi düşündüm.
Ki o hoyrat iklimi çok iyi tanıyan yaşları çoktan elliyi aşmış kadınların; Urfa da, Batman da, Hakkari ya da Nevşehir de çıkarsız, faydasız bir güzellik için katlandıkları her türlü acı ile yoğrulan süslemeciliğin yitip gideceğine üzülüyorum sadece. Oysa kadınların ve erkeklerin; uğur, kazanç, bereket ve sağlık gibi iyi niyetlerini dile getirdikleri, bu niyetleri omuz omuza diledikleri inançlarının hafızasıdır bedenlerine kazınan her bir dövme motifi. Hatta çocuğu olmayan kadınların bile bellerine yaptırdıkları motiflerde aranmaktadır kısırlığın çaresi.
ERKAN DOĞANAY |